“Namaz kılmaya vaktin yok mu?”
Aslında bu soru zamanla ilgili değil; kalple ilgili.
Herkesin günü aynı uzunlukta: 24 saat. Çalışan da, yorulan da, koşan da… Ama Allah Teâlâ namazı yalnızca “müsait olanlara” değil, akıl sahibi her Müslümana farz kıldı. Çünkü namaz, hayatın dışına değil; tam ortasına konuldu.
Kur’an açıkça bildirir:
“Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisâ, 103)
Yani namaz, boşlukta değil; öncelikte kılınır.
Kimler namaz kılabilir?
Akıl baliğ olan herkes. Ayakta duramayan oturarak, oturamayan yatarak… Allah hiç kimseye gücünün üstünde yük yüklemez. (Bakara, 286)
O hâlde asıl mesele “yapamamak” değil, çoğu zaman istememektir.
Peki herkes isteyebilir mi?
İşte burada çok çarpıcı bir hakikat var.
Allah Teâlâ buyurur:
“Allah, kimi hidayete erdirmek isterse onun göğsünü İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse onun göğsünü daraltır.” (En‘âm, 125)
Bu ayet şunu öğretir:
Namaz, sadece bedensel bir fiil değil; Allah’ın kalbe verdiği bir izin, bir yöneliştir.
Kalbi açılan namaza koşar.
Kalbi daralan, bahaneye sığınır.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurur:
“Allah kime hayır dilerse, onu dinde anlayış sahibi kılar.” (Buhârî, Müslim)
Namazı önemsemek, Allah’ın kuluna dilediği bir hayrın işaretidir.
Bir başka hadis çok nettir:
“Kul ile küfür arasında namazı terk etmek vardır.” (Müslim)
Çünkü namaz, kul ile Allah arasındaki en güçlü bağdır.
Şunu dürüstçe soralım:
Allah mı bizi namazdan uzak tutuyor,
yoksa biz mi kalbimizi kapatıyoruz?
Kur’an uyarır:
“Onlar namazı hafife aldılar.” (Maûn, 4–5)
Namaz kılmamak çoğu zaman bir vakit meselesi değil; kalbin meşguliyetidir.
Ama kapı hâlâ açık.
Bir vakitle başla.
“Allah’ım, bana namazı sevdir” diye dua et.
Çünkü şunu unutma:
Namaz, Allah’ın sana ihtiyacı olduğu için değil;
senin O’na muhtaç olduğun için farz kılındı.
Ve Allah, yönelene yönelir.
Bir adım gelene, rahmetiyle koşar. 🤍
•
•
•
•
•
#islam
#namaz
#kabe
#dua
#iman